20090526

Blow

"Tüm samimiyetimle, yaptığım işin bir suç olmadığına inanıyor ve beni mahkum etmenizi mantıksız ve sorumsuzca buluyorum.

Çünkü, şöyle bir düşünürseniz, ben aslında ne yaptım ki?
Bir demet bitkiyle hayali çizgiyi aştım. Yani, kanuna karşı geldiğimi, bir hırsız olduğumu söylüyorsunuz ama sosyal yardım alan insanlar için verilen Noel yemeği nerede?

Birini aradığınızı söylüyorsunuz, asla zayıf olmayan ve hep güçlü olan. Haklı olsanız da olmasanız da devamlı çiçekleri toplayacak birini. Her bir kapıyı açacak birini, ama o kişi ben değilim, bebeğim."
George Jung.

Safranbolu / Uyku / Kammerflimmer Kollektief

20090523

Roads

Hava henüz daha tam olarak aydınlanmamış ve gökyüzü, bir kuşağın pazar gecesi sinemalarından aşina olduğu parliament mavisi renklere sahipken, köşesi hafifçe kıvrılmış, bol grenli, siyah-beyaz bir fotoğraf tadında, seyretmeye daldığım, camdaki yansımamız.

Her ne kadar kabul etmesen de, iflah olmaz bir romantik olduğundandır kıytırık kır kahvelerini sevmen, bilirim ki dört ayağından hiçbirinin birbirine eşit olmadığı tahta masalarını ve yine aynı eşitsizlikteki ayaklara sahip tahta sandalyelerini de seversin sen.

Haydi kalk bakalım o zaman.

Rüzgar, kot ceketlerimizin bileklerinden içeri girip damarlarımızı keserken alabildiğince uzaklaşmalı bu şehirden ve hep güneşi takip etmeli.

Roads / Canon ae-1 / Görünmez Kentler / Buff

Fotoğraf: http://snjezanajosipovic.deviantart.com/art/m-s-79179944

20090516

June

Bizim yaşadığımız şehirlerde hiç bu kadar yıldız yoktu. Ve hiç bu kadar sessizlik. Ve bizim yaşadığımız şehirlerde, hiç bu kadar 'insan' yoktu, onca kalabalığa rağmen.

Vadinin tepesinde, her kıpırdayışımızda gecenin sessizliğine kocaman bir gıcırtı katan tahta çardakta oturup, tek sigaramızın dumanını yıldızlara üflerken, arkamızda yükselen dağların arasından ortaya çıkan ayışığı altında, olması gerektiğinden çok daha farklı gözüken siluetleri, elmaya, doğumgünü pastasına, dizlerini karnına çekerek yere uzanmış bir kadına ve daha pek çok şeye benzeterek eğleniyorduk.

Ve ben, yıllar önce aynı yıldızları -ki onlar asla aynı değiller- bu sefer vadinin dibinden seyrederken, kayıp, kaybolup gitmelerine üzüldüğümden olsa gerek, kendi kendime uydurduğum, yarım kalmış bir hikayeyi anlatıyordum sana.

Çay / Bant / Disarm / Lilja 4-ever

İllustrasyon: http://www.frizzifrizzi.it/wp-content/uploads/2009/03/johan_bjorkegren.jpg

20090506

Hıdrellez

Hıdrellez, Ahırkapı, çingeneler, Romanlar, İspanyollar, İngilizler, Almanlar, sokak pilavı, midye dolma, şarap, bira, rakı, festival, darbuka, zil, deniz, barış, kahkaha, aşk, müzik, müzik, müzik...

Binlerce insanın bir arada, yemyeşil bir alanda, kardeşçe, dostça, birbirine nefret dolu bakışlarla değil de gülümseyerek baktığı, sağdan, soldan, heryerden gelen müziğin ritmine kapılıp göbek attığı, dans ettiği, dertleri, kavgaları, savaşları, borçları unuttuğu, etrafta dileklerin uçuştuğu, kadın-erkek, genç-yaşlı, herkesin mutluluğunun gözlerinden okunduğu ve daha pek çok güzelliğin yaşandığı nefis bir gündü dün.

Etrafı dolduran kalabalığı görünce, şehre ve insanlığımıza dair umutlarımız yeşerdi az da olsa. Keşke hergün hıdrellez olsa, keşke etrafımız hep böyle güzel insanlarla dolsa.

Binboğalar Efsanesi / Bandista / Davul / Dilek Ağacı / Çimen

20090505

Bize Bir Tren Lazım.

Bize bir tren lazım. Bir de, bitmek tükenmek bilmez upuzun yollar. Hareket vakti gelir gelmez, hatta daha öncesinde, kurulmalı yemek vagonuna, hep yaptığımız gibi.

Bir küçük şişe rakıyla birlikte, erik ağaçları, kiraz ağaçları, nar ağaçları, çiçek kokuları, çimen kokuları, toprak, deniz , yağmur kokuları eşliğinde, kah denizi seyrederek, kah, zaman zaman, uzaklarından geçtiğimiz kentlerin ve köylerin ışıkları yanan evlerinde, camdaki yansımamıza gülümserken, yarı belimize kadar sarkıp camdan, rüzgarı saç diplerimizde hissetmemiz lazım.

Arkamızda bıraktığımız şehir -ki kokusu, dokusu ve tadı hiçbir zaman eskisi gibi olmayan ve gün geçtikçe daha da yabancı, daha da olamayacak gibi duran- devasa bir kaos alanı uzun zamandır.

Bize bir tren lazım. Bir de, bitmek tükenmek bilmez upuzun yollar.

Life After People / Sonic Youth / Ahırkapı

Fotoğraf: http://yildiztozu.deviantart.com/art/Tren-22268469

Bandista | De Te Fabula Narratur

Devrim, elbette ki şarkılar olmadan düşünülemez, düşlenemezdi.
Ve, kendi ağızlarından, kendi kelimeleriyle Bandista;
Bandista bir aralık, bu darlık bu basmakalıp, bu ayık kafayla esrik taklitleri, bu aramızda yaşayan katilleri teşhir etmek gerek dedi evde uyuklarken. Uyanmak gerek dedi önce kendi kendine, evde bir gitar çaldı manuş, klarnet aktı meyanlı, kaydırmalı, akordeon zaten doldurmuştu köşe bucak, vurmalılar hazırdı "marş"a, başladı ev'in hikâyesi, varyetesi söküp söküp yapmanın.

Bandista evi şenlik kıyamet bir eylem bandosu şimdi ses vermekte ska, balkan, vertov, reggae, eşitlik, özgürlük, cango, votka, adalet, kökler sularından... Bandista evinde geceler gündüz gündüzler denktir geceye, bu evde güneş batsa da dinlenir ev hece heceye. Bu evin odaları geniş uzun dar hayal; bu evde mebzul miktar kapılar kilitsiz gıcırdar. Bu evde koridorlar, sokaklar ve meydanlar, sahneler salonlar dansla sesle hınçla çığlıklar... Bu ev bir dağ başında bir gettoda ya da down-town'da, bu ev dev bir karavan bu evi bulur arayan. Bu evin sakinleri kara kızıl mor renkleri, yeşil sarı turunç ve nar, bu ev binbir bedenle var. Bu ev döker alınteri, bu ev rahim yangın yeri; söndürür kandilleri nice esrik sever evi. Bu evde geçmiş hüzünle değil hüsnü kabulle, bu evde gelecek yokla değil beklenir telaşla. Bu ev tenha bu ev dar-maduman kanma yalan, gözyaşları ağıtlar destanlar epik tasalar, bu evde yasalar değil ses verir yoldaş maison'lar!
Armağanları olan copyleft albümlerine buradan ulaşabilirsiniz.
Şerefe!

Hıdrellez / Rakı / WT / Kabak