20090614

Vozvrashcheniye

Yazları en büyük eğlencelerimizdendi. Ya sabahın erken saatlerinde, daha güneş henüz doğmaya başlarken, ya da akşamüstleri, gökyüzü hafif hafif kızıllaşmaya başlarken hazırlanır, balık tutmaya giderdik. Öğle saatlerinde ateş gibi olduğundan, seke seke yürümeye çalıştığımız kumsalda, güneşin batmasıyla birlikte artık soğumuş olan kumların üzerine çıplak ayaklarımızla basmanın keyfini çıkarırdık. Gözümüze kestirdiğimiz, kıyıya yakın bir yere, yanımızda getirdiğimiz havlulardan birini serer ve cebimizdekileri üzerine boşaltırdık. Midyeleri açmak için bir çakı, sigara, kibrit, açacak, misinalar... Sonraki ilk hareket genellikle tişörtlerimizi çıkarıp bir kenara fırlatmak olurdu. Hemen ardından kıyıya gidip dalgaların ıslattığı yerlerdeki kumu kazar, iğnenin ucuna takmak için midye çıkarırdık. Özenle açtığımız midyeleri iğnelere takıp, oltaları fırlatmak için gerildiğimizde, nedense hiç dillendirmediğimiz "kim daha uzağa atacak" yarışına girerdik, birbirimizden habersiz. Sonra. Bekler, denizi dinlerdik.

Vozvrashcheniye / Rusya / Ólafur Arnalds

1 yorum:

Aydan Atlayan Kedi dedi ki...

Ne zaman huzur kelimesini düşünsem aklıma hep "denizi dinlemek" gelir.